Türk edebiyatında ve sosyal bilimler alanında iz bırakan bir yazarımız, şairimiz, ilim adamımız.. Tanımaya ve tanıtmaya değen kişi..Her yönü ile Tanpınar

Ahmet Hamdi Tanpınar Kimdir?

Cumhuriyet döneminin inişli çıkışlı zamanlarından bahseden bir yandan da yepyeni bir zaman algısı yaratan edebiyatçımız, şairimiz.. Hakkında pek çok şey yazıldı, çok şey çizildi. Bir dönem Türkiye’sinde hiç konuşulmadı, şu an ise dillerden düşmüyor. Aslında Tanpınar’ın hiç ama hiç aklında olmazdı sanırım böyle bir ikilem ama Türkiye’nin belli kesimler paylaştı Tanpınar’ı. Ama Tanpınar bundan öte birisi.. Onu bu yüzden en tarafsız şekilde tanımaya ve tanıtmaya çalışacağız..

61 yaşında hayata gözlerini yumdu..

Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 yılında İstanbul’da Gürcü bir babanın (Hüseyin Fikri Efendi) ve Türk bir annenin (Bahriye Hanım) en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. İki kardeşi vardır. 14 yaşında annesini kaybetti. Babası kadı olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Kerkük ve Ortadoğu dahil olmak üzere pek çok Osmanlı ilinde kalmak zorunda kaldı. Kendisinin de eğitim hayatı bölük pörçük devam etti. Siirt’te bulunduğu zamanlar Dominiken misyonerlerin okulunda, Kerkük’te bulunduğu zamanlar ve annesini kaybettiği yıllar Kerkük lisesinde, daha sonra Vefa Lisesinde ve Antalya Lisesinde okudu. O zamanlar yüksek öğretimin merkezi olan İstanbul’a geldi ve Baytar Mektebi’ne yazıldı. Başka bölümlerden ders alması gerektiğinde felsefe ile edebiyat arasında gidip geldi ama çocukluğunda şiirlerini okuyup hayran kaldığı Yahya Kemal (Beyatlı)’in edebiyat dersleri verdiğini duyunca hemen edebiyat dersleri almaya başladı. Yahya Kemal, önceleri Tanpınar’ın hocası olsa da daha sonra müthiş bir dostlukları olmuştur.

Yahya Kemal’in yönlendirmesi ve ısrarı ile 1919 yılında edebiyat fakültesine girdi. Edebiyat sınıfında Mehmet Fuad Köprülü, Cenap Şahabeddin ile birlikte ders aldı. Ahmet Kutsi Tecer ve Necip Fazıl Kısakürek ile üniversite yıllarından kalma bir dostlukları vardır.

Ahmet Hamdi Tanpınar, bitirme tezini Hüsrev ü Şirin adlı eser üzerine yani Divan Edebiyatı ile ilgili olarak yaptı. Bu bilgi önemli çünkü Tanpınar, daha sonra liselerde Divan Edebiyatı dersinin gereksiz olduğunu söyleyecektir.

Ahmet Hamdi Tanpnar ve İş Hayatı

Ahmet Hamdi Tanpınar, sırasıyla Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul’da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Ankara Gazi Terbiye Enstitüsünde Ahmet Haşim’in ölümü üzerine boşalan koltuğu doldurdu. Alanı mitoloji idi. Daha sonra dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından 19. Asır Türk Edebiyatı kürsüsüne profesör olarak atandı. 1939 yılında başlayan bu görevi 1943 yılında Maraş Milletvekili olunca sona erdi. 3 yıl Maraş Milletvekili olan Tanpınar, bu işte aktif ve başarılı olamayınca diğer dönem parti kararıyla aday gösterilmedi. 1946 yılında Milli Eğitim Bakanlığında müfettiş olarak çalıştı. Burada iki yıl çalıştıktan sonra 1948 yılında akademideki hayatına devam etti. 23 Ocak 1962 yılında ise geçirdiği kalp krize ile vefat etti. Mezarı, çok sevdiği hocası ve arkadaşı Yahya Kemal Beyatlı’nın yanı başında Rumelihisarı tarafındadır.

Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal Beyatlı’nın Dostluğu..

Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal’in şiirleri ile büyümüştür laf yerinde ise. Daha sonra da İstanbul Üniversitesinde Tanpınar’ın hocası olmuş Beyatlı. Hayranlıktan büyüyen bir dostluk, yavaş yavaş büyümüş. Başka şairlerin dizelerine bile konu olmuş.

Yahya Kemal Beyatlı ile arasında tam 17 yıl vardır ama Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dranas’ın Moda’daki Koço adlı mekanda şiir meclisleri kurdukları bilinmektedir. Hatta bu durum Roni Margulies’in şiirlerine konu olmuştur :

 

Moda: Koço’da yine meclis kurulmuştur.

Denizden doru ılık bir rüzgâr esiyordur.

Ahmet Hamdi ile Ahmet Muhip Beyler,

ardarda dolup boşalan kadehler:

 

Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar’a Batı edebiyatını tanıtmış, şiir dili oluşumunu öğretmiş ve Divan Edebiyatı tarihinden ziyade Divan şiir zevkini anlatmıştır. Ayrıca onun fikir ve zihin dünyasını eğitmiş, millet ve tarih konusundaki anlayışı ile Ahmet Hamdi Tanpınar’ı iyice yoğurmuştur. Yahya Kemal, Türk tarihini Malazgirt Savaş ile yani Türklerin Anadolu’ya yaptığı akınlarla başlatır. Onun için başka bir tarihe ihtiyaç yoktur. Hatta bu görüşü ile Nev-Yunanîlik akımının öncüsü olmuştur Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile. Tanpınar da böyle bir ortamda yetişmiştir. Zaten Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zamanında hece ölçüsü yükselişte idi. Şairler ve edipler hece ölçüsünü mükemmelleştirmekteydi. Tanpınar da şiirlerini bu mantıkla hece ölçüsünde vermiş ve hatta liselerde aruz vezninin anlatılmasını, Divan şiirinin anlatılmasını hoş karşılamamıştır.

Tanpınar, Yahya Kemal’den her zaman övgü ile söz eder. Bu durum her ne kadar bir bilim adamına yakışmayan derecede taraflı bir tutum olsa da bazı zamanlarda Yahya Kemal’in bilmediğimiz noktalarını ele vermesi ve dolayısıyla şiirinin daha iyi anlaşılmasına olanak sağlar. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yine Yahya Kemal Beyatlı’yı anlatan ses kaydı şu şekildedir: Yahya Kemal’in şiir anlayışını yorumlayan Tanpınar.

Ahmet Hamdi Tanpınar ve güzel sanatlar..

Ahmet Hamdi Tanpınar güzel sanatların her dalı ile ilgilendi. Aslında bu ilgi onun lisede öğretmenlik yaptığı zamanlar Batı müziğini keşfetti. Gazi Muallim Mektebinde görev yaptığı sıralarda Alman hocalardan Batı müziğini tanıdı. O zamanlar bu mektebe bağlı Musiki Mektebindeki 200 kadar plağı dinledi, anladı.

Ahmet Hamdi Tanpınar, akademisyen olarak atandığı Güzel Sanatlar Akademisinde Batı Plastik Sanatlar alanında bilgi sahibi olmaya başladı. Tabii sırasıyla gittiği Paris, Venedik Sanat Tarihi Kongresi, Münih, Venedik Felsefe Kongresi onun bu sanatları yerinde görmesini, kültür tanımasını sağladı.

Yahya Kemal kısa süreli bir yurt dışı gezisine gitmişti. 1933’lü yılların sonunda ülkesine dönen Yahya Kemal Beyatlı sayesinde Tanpınar Türk musikisini derinlemesine incelemeye başladı. Yalnız Beyatlı’nın müzik zevki ile yoğrulmuş olan Tanpınar, bu aşamada Batı müziğini de bildiği için kıyaslama ve muhakeme yeteneği kazandığını da unutmamak lazım. Bu bakımdan musiki ile ilgili dikkate değer makaleleri ve tespitleri vardır. Ayrıca denemeleri de bulunmaktadır.

Şiir, roman, hikaye, deneme, eleştiri, inceleme – araştırma, edebiyat tarihi, heykel, resim, müzik, hat gibi pek çok güzel sanat alanında yazılar vardır. Pek çok araştırmaya göre bu yazı ve tespitleri amatörlüğün ötesindedir.

Tüm bunlara rağmen Tanpınar’ı yazar ve şair olarak tanırız..

Ahmet Hamdi Tanpınar şair ve yazar olarak tanınır. Bilim dünyasında da 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi kitabının yazarı olarak girdi ki muhtemelen zaten bu kürsüde olduğu için bir nevi yazma ihtiyacı hissetti. Yine de pek çok araştırmacının hemfikir olduğu üzere Tanpınar da aslında zaten şiir ile ön plana çıkmak istedi.

Yayımlanan ilk şiiri “Musul Akşamları” idi. Dergah, Milli Mecmua, Varlık gibi pek çok farklı görüş ve düşüncedeki dergilerde yayımlandı. Yalnız kendi şiirlerinde dahi seçicidir Tanpınar. Kendi seçtiği 37 şiiri “Şiirler” adıyla kendi isteği yayımlanmıştır. Vefatından sonra yayımlanan bütün şiirleri adlı kitabındaki şiirler ise 100 küsürdür.

Şiirlerinde Yahya Kemal’in mükemmelliği değil Ahmet Haşim’in melankolisi vardır..

Sanılanın aksine akıl hocasının çok bir etkisi olmadı Tanpınar şiirlerinde. Yahya Kemal’den daha çok benzer  Ahmet Haşim şiirlerine Tanpınar’ın şiirleri. Şiirlerinin ölçüsü mutlaka olur. Yahya Kemal gibi, tüm sözcükleri itina ile seçer ki söyleyişte bir aksama olmasın. Bu bakımdan da şiirin iç ahengini çok ama çok umursarlar

1930’lu yıllarda tartışılan 1940’lı yıllarda Garip Akımı ile artık edebiyat dünyasını kökten değiştirecek kıvama gelen şiirde ölçünün ve uyağın gereksiz olduğu düşüncesi Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından hiç benimsenmemiştir. Çünkü onun mükemmelliği şiirinin şekline, içeriğine ve diline aittir. Onun için şiirin şekli de içeriği kadar önemlidir. Rüya, onun şiirlerindeki en önemli noktadır. Bu durum Tanpınar’ın romanlar için de geçerlidir.

Roman ve hikayelerinde zaman ve rüya dilemması.

Tanpınar sadece şair değildir; roman ve hikayeleri de vardır ki Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Mahur Beste, Sahnenin Dışındakiler ses getiren ve edebiyat otoriteleri tarafından beğenilen eserlerdir. Bu eserlerinde rüya teması romanın bir köşesine iliştirilmişken zaman apayrı bir kavram olarak işlenir. Genelde kronolojik zaman dediğimiz ileri doğru giden bir zaman çizgisi yoktur Tanpınar romanlarında. Felsefe ile yakından ilgilenen Tanpınar, Bergson ve Proust’un zaman anlayışlarını harmanlamıştır (Daha fazla bilgi için, Henri Bergson’un Süre Felsefesinin William Faulkner ve Ahmet Hamdi Tanpınar’da Yansımalar, Bülent Cercis TANRITANIR ve Burcu Tütak).

Bergson’un zaman kavramını bireysel bilinçle işlemesi, zamanı insanın bilinci ile ölçülebileceğini savunması ve bu yüzden de gerçek anlamda zamanın asla ölçülemeyeceğini savunması Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanındaki zaman karmaşasını açıklamaktadır. Bergson 24 saatlik zaman dilimini insan icadı olarak görür ve bunu bir zaman olarak görmez. Zaman insan bilincidir. Bilinç ise her zaman doğrudan değildir; gördüğümüz bir çiçek bizi eski zamanlardaki sevgilimizle geçirdiğimiz bir anıya götürebilir. İşte Huzur romanında böyle bir zaman işlenmiştir. Bakıldığında romandaki zaman 24 saattir ama kahramanların geriye dönüşleri, anıları romanı oluşturmuştur. Aynı durum farklı da olsa Mahur Beste, Sahnenin Dışındakiler gibi tarihi anlatan romanlarda da görülmektedir.

Tanpınar, dönemin anlayışını eleştiren, mizah türünde romanı olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile de çok anılmaktadır. Hayri İrdal karakteri hala edebiyat dünyasındaki en iyi karakterlerden birisidir.

Tanpınar’ı sevsek de sevmesek de Tanpınar’ın romanlarının kuru kuruya işlenen olaylar bütünü olduğunu söylemeyiz. Tanpınar okumak, bir kültür birikimi gerektirir. Bu bakımdan da Tanpınar sadece roman yazmaz, bir kültür tarihi yazar. Huzur romanındaki Mümtaz karakteri gibi.

Önceleri ciddi bir Batıcı idi, ta ki 1932 yılına kadar..

Ahmet Hamdi Tanpınar nasıl Batıcı olur yahu diyenler için şöyle bir örnek verelim: 1930 yılındaki Türkçe ve Edebiyat Öğretmenleri toplantısında lise müfredatından divan şiirinin çıkarılması, aruz vezninin anlatılmamasını savundu. Bu konuda edebiyatın Tanzimat döneminden itibaren okutulmasına dair bir teklif verdi.. Yenilikçi ve hatta devrimci düşüncesi, cumhuriyeti yüceltme aşkı her zaman devam etmesine rağmen her devrimin ardından gelen art kültürü unutma ve yıkma durumlarına dayanamadı. O, tabir-i caizse Osmanlı kültürünün ölmesinin yasını tuttu. Bunu da büyük ölçüde eserlerinde anlattı. Huzur romanındaki Mümtaz karakteri, onun zevkleri, İstanbul sokaklarını gezerken Osmanlı kültürüne ait izleri görüp anması bu özlemin sonucu olarak görülür.

Ahmet Hamdi Tanpınar ve Müslümanlık..

Her aydın gibi dönemini eleştirmiştir. Onu eleştirdiği şeye göre bir kutuya koymak ancak ahmaklıktır. Her aydının yapması gerektiği gibi döneminde yanlış giden durumları kendince eleştirmiştir. Eğer bunu yapmasaydı, onu aydın diye yazamaz, anamazdık. O, İslam’ı bir kültür olarak gören, Berna Moran’ın deyişi ile İslamiyet’i estetik bir sorun olarak gören birisidir. Kendisi Müslüman olup olmadığı ile ilgili bir soruya şu cevabı vermiştir: “ İnkılapçılardan ayrılıklarım: Allah’a inanıyorum. Fakat tam Müslüman mıyım, bilmem. Fakat anamın, babamın dininde ölmek isterim ve milletimin Müslüman kalmasını istiyorum” (Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, İstanbul, 2007, s.32)

Son olarak Ahmet Hamdi Tanpınar Hakkında Birkaç Söz

Ahmet Hamdi Tanpınar, bugünün aksine, kendi zamanında pek değeri bilinen bir yazar değildi. O, bundan çok şikayetçi idi. Anlaşılmak istiyordu.

Tanpınar, bir tarafında aşırı Batı ve devrim taraftarları bir tarafında da aşırı muhafazakar, körü körüne inanan insan güruhları çevrilmiş halde gerçekten de dengeli eserler vermiştir. O, bir sentez adamıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu dilemmayı, kültürel değerleri de katarak anlatmıştır. Herhangi bir tarafa çekilemeyecek kadar değerli tenkitleri bulunmaktadır. Ahmet Hamdi Tanpınar, okuyucularının da iyi niyetli olmasını, onun düşünceleri herhangi bir tarafa meze etmemesini isterdi sanıyoruz ki..